Tırtılın ağzında ipek
koyunun karnında süt,
arı için bal
Dilimizde şeker,
yaramıza şifa olanEvin huzurunun,
istikbalinin ve bereketinin de sembolü,
DUT AGACIİçimizden Biri, Dut Ağacı,
Dut ağacı değilim, her gelene eğilemNeredeyse tüm kültürlerin kendine has, sembolik anlamlar taşıyan, farklı değerleri temsil eden, toplum ve insanlar arası etkileşimi de mümkün kılan araçları vardır. Doğada var olan çok çeşitli nesnelere,
duygusal yada kutsal birçok anlam yüklenip, adı konulmamış bir bağ oluşturulur.Bizim toplumumuzda da, ırmak, dere, tepe, dağ, ova, kaya, ağaç gibi tabiatın birçok unsuruna
toplumumuz çok farklı anlamlar yükler ve sembolleştirir.İşte bu sembol suskunlardan biri de dut ağacıdır. Dut ağacı, bizimle o kadar iç içe girmiştir ki, o artık
bizden biri olmuştur. Toplumumuzun ve ailemizin bir parçasıdır. Dut ağacı aynı insan misali, toplumdan uzak
yaşayamaz, bir ormanda tek başına hayatını devam ettiremez. Evimizin bahçesinin en mümtaz yerinde,
sokakların baş köşelerinde, mahallelerin en ulu orta yerinde hep bizimle birliktedir. Bizim de ondan ayrı
kalmamız, bir ferdimizin, bir yanımızın olmadığı hüznünü verir içimize.Büyüklerimiz, onu küçük bir fidanken dikerler bahçemize, özenle bakar büyütürler, sokaktakiler de
yalnız kalmaz mutlaka mahalle sakinleri kayıtsız kalmaz ilgilenir. Vefasız değildir dut ağacı da, ilgiye misliyle karşılık verir, hızla gelişir büyür, meyve vermeye başlar. Gölgesi serinlik verir,
serçelere yurt olur.
Tırtılın ağzında ipek olur, koyunun karnında süt olur,
arı için bal olur.
Dilimizde şeker,
yaramıza şifa olur. Yazları, meyvesi için defalarca öyle sallanır, öyle sarsılır ki, bize hiç küsüp gücenmez; üstelikte
meyvesini artırdıkça artırır. Meyveleri yensin diye kollarını balkonlarımıza kadar uzatır zahmetine
aldırmadan. Üstelikte hiç dikeni yoktur. Herkese cömert davranır, faydalanır meyvesinden tüm canı
çekenler. Fedakarlıkları bununla da sınırlı kalmaz. Her sırrımıza vakıf olur da, bir gün olsun ifşa etmez. Kaç
aşık gizlice buluşup, isimlerinin baş harfini kazımıştır bedenine, kaç komşu bir araya gelip, fısıldaşıp
dedikodu yapmıştır gölgesinde. Kaç kere pazarlıklar yapılmıştır altında.
Kaç kurbanımızı dalına asıp, kanını akıtmışızdır da hiç ses etmemiştir.
Kaç salıncağın dayanağı olmuş, kaç çocuğun yaramazlığına tahammül etmiştir. Dalından bir çocuk düşüp kolunu kırsa, annesi kadar üzülmüştür. Evin, mahallenin çocuklarının
büyüdüğüne, okula başladığına, evlendiğine şahit olur bizimle birlikte sevinir.
Cenazelerimize üzülür,
hüzünlenir hal diliyle önce o taziyelerini iletir ev sahibine. Birgün gelir, motorlu bir testerenin dişleri yada keskin bir baltanın ağzında hayatı son bulursa;
kimseye gücenmez, gönül koymaz. Bedeni mobilya olur, sağlam ve mukavemetli,
saz olur, ahenkli ve
nameli. Yeri hiç doldurulamaz, yerine kimse geçemez, kökleri hâlâ toprağın altında sapasağlam
tutunmuştur. Yeşillenir yeniden kesildiği yerden. Bir umutla bağlanmıştır bize, büyük bir gururla sevmiştir
bizi. Hiç unutulmaz, zamana bir virgül koymuştur adeta, ‘’büyük duttan önce, büyük duttan sonra’’,
adreslerde, tariflerde yer bulmuştur, ‘’büyük dutu geçince, büyük duta varmadan’’ . Sözlerde yüceliğin
ifadesi olmuştur. ‘’büyük dut gibi heybetli ’’ dillerde tadı kalmıştır, ‘’bir bal, bir de büyük tutun meyvesi’’.
Ömrünün sonuna kadar yanımızdan ayrılmayan, vefalı, sadık, itaatkar dut ağacı; dilimizde tadın,
kalbimizde sevgin, zihnimizde ismin hiç eksilmesin.
koyunun karnında süt,
arı için bal
Dilimizde şeker,
yaramıza şifa olanEvin huzurunun,
istikbalinin ve bereketinin de sembolü,
DUT AGACIİçimizden Biri, Dut Ağacı,
Dut ağacı değilim, her gelene eğilemNeredeyse tüm kültürlerin kendine has, sembolik anlamlar taşıyan, farklı değerleri temsil eden, toplum ve insanlar arası etkileşimi de mümkün kılan araçları vardır. Doğada var olan çok çeşitli nesnelere,
duygusal yada kutsal birçok anlam yüklenip, adı konulmamış bir bağ oluşturulur.Bizim toplumumuzda da, ırmak, dere, tepe, dağ, ova, kaya, ağaç gibi tabiatın birçok unsuruna
toplumumuz çok farklı anlamlar yükler ve sembolleştirir.İşte bu sembol suskunlardan biri de dut ağacıdır. Dut ağacı, bizimle o kadar iç içe girmiştir ki, o artık
bizden biri olmuştur. Toplumumuzun ve ailemizin bir parçasıdır. Dut ağacı aynı insan misali, toplumdan uzak
yaşayamaz, bir ormanda tek başına hayatını devam ettiremez. Evimizin bahçesinin en mümtaz yerinde,
sokakların baş köşelerinde, mahallelerin en ulu orta yerinde hep bizimle birliktedir. Bizim de ondan ayrı
kalmamız, bir ferdimizin, bir yanımızın olmadığı hüznünü verir içimize.Büyüklerimiz, onu küçük bir fidanken dikerler bahçemize, özenle bakar büyütürler, sokaktakiler de
yalnız kalmaz mutlaka mahalle sakinleri kayıtsız kalmaz ilgilenir. Vefasız değildir dut ağacı da, ilgiye misliyle karşılık verir, hızla gelişir büyür, meyve vermeye başlar. Gölgesi serinlik verir,
serçelere yurt olur.
Tırtılın ağzında ipek olur, koyunun karnında süt olur,
arı için bal olur.
Dilimizde şeker,
yaramıza şifa olur. Yazları, meyvesi için defalarca öyle sallanır, öyle sarsılır ki, bize hiç küsüp gücenmez; üstelikte
meyvesini artırdıkça artırır. Meyveleri yensin diye kollarını balkonlarımıza kadar uzatır zahmetine
aldırmadan. Üstelikte hiç dikeni yoktur. Herkese cömert davranır, faydalanır meyvesinden tüm canı
çekenler. Fedakarlıkları bununla da sınırlı kalmaz. Her sırrımıza vakıf olur da, bir gün olsun ifşa etmez. Kaç
aşık gizlice buluşup, isimlerinin baş harfini kazımıştır bedenine, kaç komşu bir araya gelip, fısıldaşıp
dedikodu yapmıştır gölgesinde. Kaç kere pazarlıklar yapılmıştır altında.
Kaç kurbanımızı dalına asıp, kanını akıtmışızdır da hiç ses etmemiştir.
Kaç salıncağın dayanağı olmuş, kaç çocuğun yaramazlığına tahammül etmiştir. Dalından bir çocuk düşüp kolunu kırsa, annesi kadar üzülmüştür. Evin, mahallenin çocuklarının
büyüdüğüne, okula başladığına, evlendiğine şahit olur bizimle birlikte sevinir.
Cenazelerimize üzülür,
hüzünlenir hal diliyle önce o taziyelerini iletir ev sahibine. Birgün gelir, motorlu bir testerenin dişleri yada keskin bir baltanın ağzında hayatı son bulursa;
kimseye gücenmez, gönül koymaz. Bedeni mobilya olur, sağlam ve mukavemetli,
saz olur, ahenkli ve
nameli. Yeri hiç doldurulamaz, yerine kimse geçemez, kökleri hâlâ toprağın altında sapasağlam
tutunmuştur. Yeşillenir yeniden kesildiği yerden. Bir umutla bağlanmıştır bize, büyük bir gururla sevmiştir
bizi. Hiç unutulmaz, zamana bir virgül koymuştur adeta, ‘’büyük duttan önce, büyük duttan sonra’’,
adreslerde, tariflerde yer bulmuştur, ‘’büyük dutu geçince, büyük duta varmadan’’ . Sözlerde yüceliğin
ifadesi olmuştur. ‘’büyük dut gibi heybetli ’’ dillerde tadı kalmıştır, ‘’bir bal, bir de büyük tutun meyvesi’’.
Ömrünün sonuna kadar yanımızdan ayrılmayan, vefalı, sadık, itaatkar dut ağacı; dilimizde tadın,
kalbimizde sevgin, zihnimizde ismin hiç eksilmesin.










