Kız çocuklarında 4 kat fazla görülüyor

Kız çocuklarında 4 kat fazla görülüyor

KAYSERİ (MHA) – Sadece yetişkinlere özgü olduğu sanılan kış depresyonu, çocuklarda ve ergenlerde de görülebiliyor. Kız çocuklarında erkeklere oranla 4 kat fazla görülen kış depresyonunda uzmanlar ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, çocuklarda görülen kış depresyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kış depresyonu yetişkin hastalığı değil

Kış depresyonunun sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda ve ergenlerde de ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Kış depresyonu, her yıl sonbahar aylarından itibaren başlayan ve ilkbahara doğru ortadan kalkan halsizlik, yorgunluk, keyifsizlik, uyku hali, iştah değişiklikleri, konsantrasyonda bozulma ve motivasyon azlığı gibi depresyon belirtileri ile karakterizedir. Depresyon belirtileri mevsimsel bir döngü izler. Kış depresyonu sadece erişkinleri etkilemez, aynı zamanda çocuk ve ergenlerde de görülebilir. Depresyon belirtileri kış ayları yaklaşırken, gün ışığına maruz kaldığımız saatler azalırken başlar. İlkbahar geldiğinde ve günışığı süreleri uzamaya başladığında belirtiler kendiliğinden geçer ve kişi tamamen eski durumuna döner” diye konuştu.

Kızlarda yaklaşık 4 kat fazla görülüyor

Kış depresyonunun yaklaşık % 6 oranında görüldüğünü belirten Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Çoğunlukla 20’li yaşların başlarında ortaya çıkmakla birlikte çocuk ve ergenlerde de görülebilir. Aynen depresyonda olduğu gibi kış depresyonu da kızlarda yaklaşık 4 kat daha fazla görülür. Yaygınlık bölgeden bölgeye oldukça değişir, özellikle ekvatordan uzak bölgelerde yaşayanlarda risk artar” dedi.

Depresyon belirtilerine benziyor

Kış depresyonunda belirtilerin şiddetinin diğer depresyon türlerinde olduğu gibi hafif, orta ve şiddetli olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Hafif belirtiler kişinin günlük aktivitelere katılımını minimal düzeyde etkilerken şiddetli belirtiler günlük yaşamı ciddi düzeyde kesintiye uğratabilir. Kış depresyonunun belirtileri tıpkı depresyon belirtileri gibidir, sadece bu belirtiler yılın spesifik bir zaman diliminde ortaya çıkar. Bu zaman dilimi yılın kış mevsimi içerisindeki birkaç ayı ile sınırlıdır” diye konuştu.

Bu belirtilere dikkat!

Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, kış depresyonunda görülen belirtilerin, üzüntü, huzursuzluk, umutsuz ve değersiz hissetme gibi duygu durum değişiklikleri, keyifsizlik, yorgunluk ve halsizlik, iştah değişiklikleri, şekerli gıdalara aşırı istek duyma, konsantre olmakta zorlanma, sosyal aktivitelere ilginin azalması ve yalnız kalma isteği gibi belirtiler olduğuna dikkat çekti.

Duygu durum, motivasyon ve enerji düzeyinde bozulma ortaya çıkıyor

Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, kış depresyonunda kişinin duygu durumunda (mutsuzluk, üzüntü, huzursuzluk), motivasyonunda (keyifsizlik, sosyal aktivitelerden uzaklaşma) ve enerji düzeyinde (yorgunluk, halsizlik) bozulmalar görüldüğünü ifade etti.

Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, şunları söyledi:“Kış depresyonunun sebebinin, azalan günışığına beynin bir cevap vermesi ve bu cevabın da depresyonu tetiklemesi olduğu düşünülmektedir. Bunun neden bazı insanlarda oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. Bugünkü teoriler beynin daha az günışığına maruz kalınması sonucunda bazı kilit hormonları üretememesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu kilit hormonlar da uyku-uyanıklık döngüsü, enerji ve duygu durum üzerinde etkili hormonlardır.”

İki önemli hormon

Kış depresyonuna neden olduğu düşünülen iki önemli hormonun serotonin ve melatonin olduğunu kaydeden Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Melatonin uykuyla ilişki hormondur ve karanlık ya da daha kısa gündüzlerin olduğu zamanlarda üretimi artar. Serotonin ise güneş ışığına maruz kalma ile birlikte düzeyi yükselen, eksikliğinde depresif belirtilerin ortaya çıktığı bir hormondur. Kış depresyonunda daha kısa gündüz süresi ve daha uzun karanlık sürelerine bağlı olarak melatonin düzeyinin yükseldiği, buna karşılık serotoninin düştüğü ve bunun kış depresyonunun biyolojik sebebi olduğu düşünülür” diye konuştu.

Kış depresyonu tedavisinin hastalığın şiddetine göre değişiklik gösterdiğini kaydeden Gökten, tedavi çeşitleri hakkında şu bilgileri verdi:

Işığa maruziyetin arttırılması: Hafif belirtileri olan bireylerin gün ışığında dışarıda daha fazla vakit geçirmesi önerilir. Gün ışığına yakın frekansta ampüllerin evde tercih edilmesi önemlidir.

Fototerapi: Daha şiddetli belirtileri olan bireylere günışığı sağlayan ışık kaynağı ile tedavi vermek gerekebilir. Özel bir ışık paneli bir masanın üzerine yerleştirilir ve kişi her gün 45 dakika gözleri açık vaziyette karşısına oturur. Bu tedavi ilkbahara kadar devam eder.

İlaç tedavisi: Psikoterapi ve daha fazla güneş ışığına maruz kalma ile birlikte, ancak bir doktorun kontrolünde kullanılabilir. Beyinde azalan kimyasalların yerine konulması amaçlanır.

Psikoterapi: Kış depresyonunun ne olduğu ve nasıl yönetileceği ile ilgili psikoeğitim, olumsuz duygu ve düşüncelerle baş etme yolları üzerine çalışılır.

Ebeveynler bu önerilere kulak verin!

Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, anne ve babalara da önemli tavsiyelerde bulundu:

Belirtilerle ilgili mutlaka bir doktora (çocuk ve ergen psikiyatri uzmanlarına) başvurmaları gerekir. Uyku bozuklukları, yorgunluk, halsizlik, iştah değişiklikleri gibi depresif belirtilerin başka bir medikal duruma (hipotiroidi, hipoglisemi) bağlı olmadığı netleştirilmelidir.

Anne ve babalar bu durumun çocuğun tembelliği ya da istememesi nedeniyle oluşmadığını anlamalı ve durumla ilgili bilgi sahibi olmalıdırlar.

Anne ve babalar çocukla endişelerini paylaşırken yargılayıcı olmamalı daha çok destekleyici bir yaklaşım içinde olmalıdırlar. “Son zamanlarda üzgün ve çok yorgun görünüyorsun, senin için bir şeyler yapmak istiyorum, önce bir doktor muayenesinden geçmeye ne dersin” gibi.

Bunların dışında anne ve babalar;

Tedavi sürecine aktif olarak katılmalı.

Çocuğun kış depresyonu geçirdiğini ve zaman içinde belirtilerinin düzeleceğini anlamasına yardım etmeli.

Çocuğu dışarıda vakit geçirmeye ve biraz egzersiz yapmaya teşvik etmeli.

Çocukla kaliteli zaman geçirmeye çalışmalı, evde birlikte yapabilecekleri basit aktiviteler bulmalı, ona eşlik etmeli ve ilgilenmeli.

Sabırlı olmalı, belirtilerin bir anda yok olmayacağını bilmeli.

Ödevlerinde yardımcı olmalı. Konsantrasyon probleminin rahatsızlığa bağlı olduğunu ve geçeceğini çocuğuyla paylaşmalı, gerekirse öğretmenlerden destek istemeli.

Daha sağlıklı beslenmesi konusunda destek olmalı. Şekerli gıdalar yerine meyve, sebze ve protein ağırlıklı yemesini teşvik etmeli.

Düzenli uyku döngüsü kurmasına yardımcı olmalı.

Durumu ciddiye almalı. Çocukla bu durumun geçici olduğunu, her şeyin zaman içinde normale döneceğini konuşmalı. Kendisini yalnız hissetmesini önlemelidir. Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı Kln. Psk. Emel Güler, artan tablet ve telefon bağımlığına karşı aileleri uyararak; “Teknoloji ile ilişki, kontrol edilebilir olduğunda olumsuz etkilerini azaltmak mümkündür” dedi.

Teknoloji; çağımızın getirdiği olanaklar ve gelişimlerin sonucu olarak, hayatımızın pek çok alanında ayrılmaz bir parça haline geldi. Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırıcı etkisinin yansıra, doğru kullanılmadığında, bazı alanlarda olumsuz etkilerinin olduğu biliniyor. Aslında teknoloji ile ilişki kontrol edilebilir olduğunda olumsuz etkilerini azaltmak da mümkündür.

Çocukların algı kabiliyetlerini sınırlıyor!

Özellikle çocuklar için teknolojinin kontrollü kullanılması ayrı bir öneme sahiptir. Çocuklar, doğdukları andan itibaren, tüm gelişim aşamalarında uyaranların önemi büyüktür. Sesler, renkler, kokular ve dokunsal uyaranlar çocuklarda duyuların gelişimine katkı sağlar. Çocuklar dünyayı ve çevrelerini duyuları aracılığıyla algılar. Sosyal ortamlarda, ancak insanlarla iletişim halinde olduklarında etkileşimde bulunabilirler. Sosyal gelişimde önemli olan, karşımızdaki kişilerden gelen mesajların algılanabilmesidir. Etkileşimde; göz teması, jest ve mimikler, vücut duruşu ve yönelimi gibi tüm ipuçları insan insana iletişimin ayrılmaz parçalarıdır. Halbuki tablet, bilgisayar, telefon gibi “ekran” özelliği gösteren teknolojik ürünler, sınırlı sayıda duyuya hitap ederler. Bu sadece görsel veya sadece işitsel olabilir. Çocuklar ekran karşısında olduklarında, tek yönlü iletişim gerçekleşmektedir. Bu nedenle; ekran karşısında uzun süre zaman geçiren çocuklar, sosyal ipuçlarını algılamakta zorluk yaşayabilir.

“Ekran” karşısında hareketsiz kalıyorlar

Uzun süre ekran karşısında kalan çocuklar, hareketsiz kalırlar. Çocuk gelişiminde, hareket etmenin önemi çok büyüktür. Hareket, motor beceriler ve koordinasyon başta olmak üzere, pek çok alanda gelişimin ayrılmaz bir parçasıdır. Hareketsizliğe bağlı başta obezite olmak üzere birçok fiziksel hastalık ortaya çıkabilir. Uzun süre ekran karşısında zaman geçiren çocuklarda, başta dil gelişimi olmak üzere birçok alanda gelişimlerinin olumsuz etkilendiği yapılan araştırmalar ile ortaya konulmaktadır.

Çocuklarda haz odaklı davranışların artmasına neden oluyor

Teknolojik ürünlerdeki hız, rekabet, sonuç odaklı temalar ise çocuklarda farkındalığın olmadığı, anı yaşamadan, dürtüsel, haz odaklı davranışların artmasına neden olur. Bu tarz teknolojik aletler ile çok fazla vakit geçiren çocukların; dikkat ve odaklanma sorunları, hiperaktivite, okul başarısında azalma görülebilir. Sonuçta; çabuk sıkılan ve memnuniyetsiz çocuklar görmek şaşırtıcı değildir.

Ebeveyn denetimi şart!

Günümüzde, kullanımını denetlemek zor olsa da, iki yaşından önce “ekranlı” teknoloji ürünleri çocuklardan mutlaka uzak tutmak gerekir. Daha büyük yaş grubundaki çocuklar için ise; teknolojiden kopmadan, fakat tamamen teslim olmadan ebeveynin denetiminde, çocuğun yaşına göre, belirli sürelerde izin verilebilir. Ebeveynler çocuklarına sınırlama getirirken kendilerinin de ekran kullanımları konusunda çocuklara örnek olduklarını unutmamalıdır.

Çocukların gelişimine katkı sağlayan en önemli aktivite “oyun”dur

Teknoloji ürünlerinin yerine, çocuklara daha fazla oyun, sosyal etkileşim ve fiziksel aktivite fırsatları sağlanmalıdır. Oyun çocuğun; hayal kurmasına, beceri geliştirmesine, problem çözme becerisine, duygusal gelişimine, çatışmaları çözmede destek sağlar. Çocuk oyun ile gelişir ve büyür. Ancak, teknolojik ürünler ile bunları sağlamak pek mümkün değildir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
WhatsApp chat