Enderun Mektebi’nde konuşan Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Deveci:
“BÖLGENİN TEK ÇIKIŞ YOLU BÖLGE ÜLKELERİNİN BİRARAYA GELMESİDİR”
Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen “Enderun Mektebi” Programları devam ediyor. Bu hafta Enderun Mektebi programında “100 Yıl Sonra Ortadoğu Ne Durumda?” başlığı ile konuyu Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Deveci anlattı.
Program Kayseri Büyükşehir Belediyesi Sivil Toplum Kuruluşları Merkezi Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Doç. Dr. Can Deveci konuşmasında öncelikli olarak kısaca “Ortadoğu” kavramının ne zaman kullanılmaya başlandığı ile ilgili tarihi süreçten bahsetti. Ortadoğu tanımlamasını özellikle İngiltere’nin, Hindistan, Japonya ve Basra Körfezi’ndeki ticaretini esas olarak böyle isimlendirme yaptığını belirtti. Bugün bu coğrafyada yaşanan birçok problemin bu isimlendirme başta olmak üzere meydana getirilen ve yapay olarak oluşturulan yapısal problemlerden kaynaklandığını vurguladı. Bölgede meydana gelen sorunların kaynağı olan yapısal özelliklerin birçoğunun dış kaynaklı etkilen sonucu suni olarak meydana getirilen meseleler olduğunun altını çizdi. Ortadoğu kavramının 1890’lardan önce arşivlerde görmenin mümkün olmadığını bu kavramın bu tarihten sonra İngilizler tarafından ortaya atıldığını ifade etti. Bu kavramın yine İngiliz siyasi aklı tarafından üretilen Uzakdoğu kavramına benzer şekilde ortaya çıkarıldığını bunun en önemli sebebinin de İngiltere’nin deniz aşırı ticaretini sağlamak ve bu yolu tanımlamak için ortaya atılan bir kavram olduğunun vurguladı. Bu bölgelerde ortaya çıkan sorunların hiçbirisinin bölgenin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlar olmadığını bu sorunların Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki sorunlardan kaynaklandığının altını çizdi. 1800 yılların sonunda İngiliz ticaretinin önündeki en önemli engellerden birisinin Osmanlı Devleti ve Rusya olarak görüldüğünü o yıllarda da günümüze benzer ticari rekabetten kaynaklanan mücadelelerin yaşandığını vurguladı.
Örneğin Birinci Dünya Savaşı’nın bu ülke halklarının aralarındaki bir mücadeleden değil tamamen Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki mücadeleden kaynaklandığını vurguladı. Bugün kullanılan kavramların ve bölge ülkelerinin haritalarının o dönemde çizilen haritalar olduğunu ve bu anlamda öne çıkan bazı isimlerden bahsetti. Bu isimlerin başta gelenlerinden birisinin Alfred Mahan isimli deniz teorisyeni bir şahsiyet olduğunu diğerinin Valentin Şiro denilen ve kendisini gazeteci olarak lanse eden ama aslında İngiliz istihbaratına çalışan bir kişi olduğunun sonradan ortaya çıktığı bir isim olduğunu belirtti. Bir diğer ismin de David Hogard olduğunu belirterek onun da o yıllarda çizmiş olduğu haritanın günümüze kadar geldiğini ve bugün ülkeler arasındaki sınırları belirleyen sınırların Hogard tarafından 100 yıl önce çizilen sınırlar olduğunu vurguladı. Bununla ilgili de yeterince bilgi sahibi olunmadığını ifade etti. Bu üç ismin de İngiltere’nin hakimiyetini devam ettirmesi için Süveyş kanalı, Kıbrıs, Adalar, Basra körfezi ve bu bölgeye genel olarak hakim olmanın şart olduğuna inandıklarını anlattı. Bu bölgelere hakim olunmadan İngiltere’nin buralarda hakimiyet sürdüremeyeceğini ifade ettiklerini bu yüzden de İngiltere’nin öncelikli hedefinin hep bu bölgelerde bir şekilde hakimiyeti sağlamak olduğunu belirtti. Bununla ilgili de karşılarına çıkan o dönemdeki güçlerden biri olan Osmanlı ile ilgili durdurma planlarının olduğunu belirtti. İngiltere’nin bir diğer planının da Rusya ve Fransa’nın da bir şekilde bu bölgelerden uzak tutulması için çabaları olduğunu vurguladı. Bir bölgeyi hakimiyet altına alabilmek için ticaret, din ve uzun süreli bir otoritenin olması gerektiğini belirtti. Bunun tarihte birçok örneğinin olduğunu en son örneğinin Osmanlı Devleti olduğunu bu üç özelliği iyi kullanarak bölgeyi 500 yıl boyunca idare etmeyi başardığının altını çizdi. 1800’li yıllardaki bu nizamın bozulması sonucu Osmanlının bu bölgeyi kontrol altında tutma imkanının kalmadığını ve batılıların 1800’li yıllardan itibaren bu bölgeye hakim olmaya başladıklarını ifade etti. Batılıların özellikle ateşli silahlardaki üstünlükleri ile son 200 yılda bu bölgede hakim olmayı başardıklarını, bu bölgenin başat aktörleri olan Türklerin, Arapların, Farsların ve Kürtlerin bölgede etkilerinin sınırlı olduğunu belirtti. Batılıların bu bölgede kendi çıkarlarını koruyacak bir aktör peşinde koştuklarını ve bugün bu aktörün de katil İsrail devleti olduğunu vurguladı. Siyonist İsrail’in bu bölgede yayılmasının aynı zamanda bir protestan projesi olduğunun bilinmesi gerektiğini ifade etti. Proteston Evanjelik zihniyete göre bu bölgede bir Yahudi devletinin olması gerektiğini belirtti. Kısaca bu bölgede hakim olabilmek için ticaretin, dinin ve kesintisiz bir otorite olmasının önemli olduğunu anlattı.
Bu bölge toplumlarının çıkış yolunun birlikte hareket etmek olduğunu belirterek, 1250’li yıllardan sonra beylikler dönemine benzer bir yapının bu bölgede şu an hakim olduğunu ve daha önce Osmanlı döneminde olmayan her bölgenin kendine has milliyetçiliği üzerine kurulmuş bir yapıyla bu bölgenin bütünleşmesinin engellendiğini vurguladı. Bu anlamda bu bölge halklarının bütünleşmesinin önemine vurgu yaptı. 100 yılın sonunda geldiğimiz noktayı ve çıkış yolunun ne olduğu üzerinde de duran Can Deveci şunları kaydetti:
“100 yıl sonra geldiğimiz yere baktığımızda gördüğümüz manzara şudur. Bölge bütünleşebiliyor mu. Hayır. Her devlet kendi derdiyle uğraşıyor mu, sorunlarını çözebiliyor mu. Hayır çözemiyor. Nasıl çözüyor hegemonya sahibi bir güç geliyor ve çözüyor bu güç yeri geliyor İngiltere oluyor yeri geliyor Amerika oluyor. Bölge ne kadar parçalanırsa ne kadar küçülürse ben bunlara daha iyi operasyon yapabilirim diye İsrail hazırlanıyor. Büyültme değil küçültme politikaları bilinçli olarak uygulanıyor. Bu konuda bazı şeyleri terk etmemiz gerekiyor. Bölge insanları olarak bu bölgenin sorunlarını kendimizin çözebileceğini göstermemiz gerekiyor. Bölge ülkelerinin güçlerini birleştirme yollarını bulmalarının şart olduğunu bölgenin 100 yıl sonra bu kuşatılmışlıktan kurtulmasının başka bir yolunun olmadığını belirtti. Bölge ülkelerinin bir şekilde bir araya getirilmesi gerekiyor. Burada İran’ın da kendisini muhasebeye çekmesi gerektiğini, bugüne kadar neler yaptığını masaya yatırıp değerlendirmesi ve komşu hukuku gereği bazı şeyleri düzeltmesi mutlaka gereklidir. Bu konuda Türk devlet geleneğinin birleştirici olacağına inanıyorum. Bölge ülkelerinde ciddi devlet geleneği olan tek ülkenin İran dışında Türkiye olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu anlamda bölge ülkelerinin tek çıkış yolu hemen hemen her alanda işbirliği yapacak mekanizmaları biran önce kurmak ve bölge insanlarını birbirine yaklaştıracak projeler geliştirmektir.
Programın sonunda Doç. Dr. Can Deveci konu ile ilgili katılımcıların sorularını cevaplandırdı. Son olarak da Türkiye’nin bölge ülkelerini etrafında toplama ve biraraya getirme kapasitesinin çok fazla olduğunun altını çizerek, Türkiye’nin uyguladığı bu politikanın çok önemli olduğuna vurgu yaptı.
Yerel
Yayınlanma: 04 Mayıs 2026 - 12:41
Deveci: 'Bölgenin Tek Çıkış Yolu Bölge Ülkelerinin Biraraya Gelmesidir'
Yerel
04 Mayıs 2026 - 12:41
İlginizi Çekebilir









