“Denemenin sadece bir ucu bağlıdır”

“Denemenin sadece bir ucu bağlıdır”

İSTANBUL (AA) – Yazar ve çizer Muammer Erkul, "Bir romanın, hikayenin, senaryonun başı sonu vardır, masanın ayakları gibi bir şeyin üzerine otururlar. Fakat denemenin sadece bir ucu bağlıdır, diğer ucu bayrak gibi sallanıyordur." dedi.

Yeni Dünya Vakfında düzenlenen "Denemeye Dair" başlıklı "Babıali Enderun Sohbetleri", edebiyat dünyasının tanınan isimlerini bir araya getirdi.

Yazar Mehmet Nuri Yardım'ın yönettiği etkinlikte konuşan Erkul, denemeyi anlatmak için uzun uzun konuşmak veya hiç konuşmamak gerektiğini söyledi.

Denemeyi bir arkadaşıyla konuşurken şöyle bir sonuca ulaştıklarını aktaran Erkul, "Bir romanın, hikayenin, senaryonun başı sonu vardır, masanın ayakları gibi bir şeyin üzerine otururlar. Fakat denemenin sadece bir ucu bağlıdır, diğer ucu bayrak gibi sallanıyordur." diye konuştu.

Gazetede yazıları için belirli bir vuruş sayısına göre yer ayrıldığını dile getiren Erkul, anlatılmaya çalışılan şeyin o kadar vuruşla anlatılması gerektiğini aktardı.

Yazmaya başladığında gazetelerde motivasyondan, iyilikten ve sevgiden bahseden yazıların çok az olduğunu anımsatan Erkul, "Benim yazılarımda herşey başlayıp bitmeli. Siyaset, kavga, çekiştirme olmamalı, iyi bir şeyler olmalı." dedi.

– "Deneme meraktır"

Yazar Cihat Zafer ise denemeyi fıkra ve makaleden ayıran en önemli şeyin merak olduğu söyledi.

Deneme yazmanın zor bir iş olduğunu vurgulayan Zafer, "Deneme meraktır, hakkında düşündüklerini hiç kimseye dikte etmeden kendi kendine bir şey aramak ve o bulduğun şey senin hayatına uymuyorsa da onu yazmaktan çekinmemektir." dedi.

Batıyla Doğu arasında büyük farklar bulunduğunu, Batıda daha çok denemenin Doğuda ise sohbet, mesel ve hikayelerin yazıldığını anlatan Zafer, şunları kaydetti:

"Batıyla bizim aramızda korkunç bir fark var. Shakespeare 'Keşke bin canın olsa, bin kere canını alsam' der. Fuzuli ise 'Keşke bin canım olsaydı bin kere senin için verseydim' der. Anlaşmamız mümkün değil."

Zafer, sayısal ve sözel eğitim alanların arasındaki ayrımın farklı bir yönüne değinerek, "Yahya Kemal Beyatlı'nın Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiiri, koca Mimar Sinan'ın taşlarla yaptığı Süleymaniye Camisinin yazılı biçimidir. Eğer Yahya Kemal mimar olsaydı, Süleymaniye'yi öyle yapacaktı. Mimar Sinan şair olsaydı Süleymaniye'de Bayram Sabahı'nı yazabilirdi." değerlendirmesini yaptı.

Yazar ve sunucu Uğur Canbolat'ın ve diğer katılımcıların da görüşlerini aktardığı sohbet etkinliği, hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM